Klasik Düşünce Okulu Lisansüstü Programı katılımcılarından Arş. Gör. Rıza Tevfik Kalyoncu, program hakkındaki izlenimlerini yazdı.

                                                                                         ***

                      KDO LİSANÜSTÜ PROGRAMI HAKKINDA

                                                                   Arş. Gör. Rıza Tevfik Kalyoncu

                                                                        İbn Haldun Üniversitesi

 

Klasik Düşünce Okulu bünyesinde ve farklı üniversitelerden bir araya gelen akademisyenler öncülüğünde gerçekleştirilen Lisansüstü Programı, İlahiyat ve Felsefe alanında yüksek lisans ve doktora düzeyinde öğrenim gören öğrencileri klasik metinler ve kadim problemlerle yüzleştiren akademik bir şölen havasında geçti. Programda 9 gün süreyle Kelam, Felsefe, Fıkıh Usulü, Tasavvuf alanlarında nazari düşüncenin temelini oluşturan metinler analiz edildi ve bu metinlerdeki fikirler geleceğin akademisyenlerinin zihin dünyasına takdim edildi. Ayrıca Doç. Dr. Ayhan Çitil tarafından verilen eleştirel düşünce ve yazım teknikleri ve Metafizik dersleri klasik düşünceyi nasıl incelemek gerektirdiğine dair lisansüstü öğrencilerine ufuk açıcı perspektifler sundu.

Bu programı ve sunduğu perspektifleri farklı açılardan değerlendirmeye tutmak mümkün olabilir. Fakat ben programın entelektüel ve fikri çıktıları üzerinde düşünmenin hem Türkiye’deki lisansüstü araştırmacılar olarak geldiğimiz noktanın hem de gitmemiz gereken yerin tespiti için önem arz ettiğini düşünüyorum.

Dünya coğrafyasının bu bölgesinde, diğer bir deyişle Anadolu’da yaşamanın ve düşünmenin insana yüklediği görevlerden birisi, olgu ve olaylara eklektik bir gözle bakmaktır. Akif’in ‘şarkı görmek ve garbı bilmek’ olarak işaret ettiği, Anadolu’da bulunmanın zorunlu kıldığı bir durum olarak düşünülebilir. Klasik Düşünce Okulu ise bu ihtiyaç ve zorunluluğun sahici bir zeminde karşılanmasının adımlarından birisini atmıştır diyebiliriz. Çünkü tevarüs edilen geleneğin yapısını anlamak, bugün ve yarın ile anlamlı bir irtibat kurmanın temel şartını oluşturur. İslam düşüncesinin içerisindeki farklılıkları, düşünsel imkânları görmezden gelerek bu topraklarda özgün bir kavramsal arka plan oluşturmak mümkün olabilir mi?

Bu durum özellikle temel problemleri anlama bağlamında daha açık bir şekilde görülebilir. Felsefe ve ilahiyatın en temel sorularından olan özgürlük problemi bu bağlamda düşünülebilir. 21. yüzyılda bu problemi analiz etmek ve kendi çözümünü ortaya koymak isteyen bir akademisyen ve düşünürün, bu probleminin tarihine vakıf olmamasının kavramsal bir körlüğe neden olması kaçınılmazdır. Zira içerisinde yaşadığımız toplum için tevarüs edilen gelenek canlı ve yaşayan bir yapıdadır. Caddede dolaşan insanlara itikatta hangi mezhebe mensupsun diye sorulsa, çoğu kişi Mâtüridîlik diye cevap verir. Mâtüridîlik nedir? Tarihsel olarak hangi karşıtlıklar içerisinde kurulmuştur? İslam düşüncesinde hangi rolü üstlenmiştir? Bugün hala tartışılmaya devam eden ve yeni neticelerin alındığı konularda Mâtüridîlik ne söyleyebilir?

Bu ve benzeri sorular mevzusu düşüncenin bizzat kendisi olan araştırmacı ve düşün insanlarının kaçamayacağı ve yüzleşmek mecburiyetinde oldukları sorulardır. Çünkü 21. yüzyılda özne olarak var olmak istiyorsak, içerisinde bulunduğumuz düşünsel mirası bugüne anlamlı bir şekilde getirmek zorundayız. Dahası 21. yüzyılda Mâtüridîlik, Mutezile veya Eş’arîlik ne ifade eder sorusunu, bugünün paradigması içerisinde incelemek mecburiyetindeyiz.

KDO’nun Lisansüstü Programı, araştırmacılara bu soruların klasik metinleri anlamada hayati bir öneme sahip olduğunu göstermesi bakımından da çok önemli bir rol üstlendi. Zira klasik metinlerin anlaşılması sorunu sadece bir okuma ve anlama meselesi değildir. Tıpkı Kur’an-ı Kerim’i anlama ve yorumlama probleminde olduğu gibi metinle nasıl karşılaşmak gerektiği temel bir sorundur. Lisansüstü Programı’nda yapılan dersler bu soruna iki yönlü bir çözümün kapısını açmıştır. Birinci olarak metni kendi tarihselliği içerisinde bu metin neden yazıldı sorusuna cevap alarak okumak, metni anlamlandırmanın temel şartıdır. İkincisi ise metnin temel iddiasının bugünün problemleri açısından nereye oturduğunu tespit etmektir.

Birinci yöne örnek olarak klasik metinlerin muhatapları ve dönemlerinde üstlendikleri fonksiyonların tartışılması verilebilir. Platon’un Politeia adlı eserinin Yunan kültürünün zirve metinlerine yönelik karşı duruşları barındırdığı üzerinde durulması veya el-Mustasfâ adlı eserinde Gazzâlî’nin Mutezilî fikirlere yaklaşması ve bu eserde kurulan usul-kelam ilişkisi, klasik metinlerin ilişki ağını tespite örnek olarak verilebilir.

İkincisi yöne somut bir örnek vermek gerekirse, Doç. Dr. Ayhan Çitil’in Aristoteles’in Metafizik eseriyle ilgili sunumunda Çağdaş Metafizikte gelinen son noktada Hint Metafiziğine doğru bir dönüşün söz konusu olduğu vurgusu yapıldı. Çitil’in bu tespiti, düşünsel dünyada tarihsel olan ile bugün deveran eden arasındaki irtibatı göstermesi açısından net bir örnek olarak okunabilir.

Bu problem bağlamında Graham Priest’ın metafiziğin paradoksallığı ile ilgili görüşleriyle Ekrem Demirli’nin İbnü’l-Arabî’nin metafiziğin temel kategorileri ve kavramlarıyla ilgili paradoksa işaret ettiğini öne süren yorumları Lisansüstü Programın açtığı zihinsel çevreye bir diğer örnek olarak verilebilir. İlahiyat ve Felsefe’nin kesişim noktasında metafiziğin geldiği noktanın İbnü’l-Arabî düşüncesiyle ilişkilendirilmesini mümkün kılan bu açılımlar, genç araştırmacılar için yeni ufukların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu yorumlar arka planda metafiziğin günümüz bilim ve felsefe dünyasında hangi konumda bulunduğu sorusunu araştırmacıların zihinlerinde tekrardan gündeme getirirken içerisinde bulunduğumuz geleneğe de daha verimli bir çerçeveden bakmayı mümkün kılabilir.

KDO Lisansüstü Programı, genç araştırmacıların zihinlerinde en temel sorunlara yönelik bir farkındalık ve bu sorunlarla gerçekçi bir zeminde yüzleşme cesareti vermesi nedeniyle hayati bir görevi ifa ettiği söylenebilir. Programdan en genel anlamıyla hâsıl olan ise klasik düşünceye sloganist bir yaklaşımla bakmadan ve günümüzde gelinen noktayı da kutsallaştırmadan, hakikatin değişmez ve her daim insan elinde kurulan boyutlarını idrak etmeye yaklaşmak oldu diyebiliriz.